20 Mart 2011

Kadın olmak



      
              Nü resim (çıplak resim) deyince aklınıza kadın mı geliyor erkek mi ? Tabi ki kadın değil mi ? Kadın vücudunun estetik olduğuna sanırım erkekler karar verdi. En güzel kadın resimleri erkekler tarafından yapılmış. Elbette kadınlar da erkek vücuduna büyük ilgi duyarlar ama bu erkeklerin kadın vücuduna tapınması şiddetine varmaz.






               Kadın  bunun farkında olduğu için vücudunu her daim çekici kılmak ister. Bütün kozmetik, estetik, diyet ve parfüm dünyası kadınlara çalışır.Orta yaşı geçen erkeklerin çoğu kilolu olmasına rağmen diyet ürün reklamlarında oynayan bir tane erkek göremezsiniz. Erkeklerin saç boyayanı kadınların ise boyamayanı tuhaf karşılanır.

           Kadın saçını boyar, şekil verdirir, kaşını alır, gece kremi, gündüz kremi, nemlendirici, sıkılaştırıcı kullanır, zayıf ,selülitsiz, tüysüz, kırışıksız, bakımlı ve çekici  olmaya çalışır.Tüm bunlar arzulanabilir olmak adınadır.

            Bir kadının diğer kadında dikkat ettiği  ilk şey ne kadar bakımlı, ne kadar zayıf  olduğu ve yaşının ne kadar altında gösterebildiğidir.Çünkü kadınlar da  erkek bakış açısından bakarlar birbirlerine ve zayıf, bakımlı, yaşından genç gösteren, iyi giyinen kadınları beğenirler.





        
  Son sözü kadınların sevdiği yazar Can Dündar'a bırakalım:


"Bir kadın yalnızdır aslında...

Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz"



"Bir kadın çılgındır aslında...
Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz! "
                                                               

12 Mart 2011

Barcelona'nın iki yüzü




           Vicky,Cristina ,Barcelona Woddy Allen'ın "en iyi film" dalında altın küre ve "en iyi yardımcı kadın oyuncu" dalında oscar alan 2009 yılı  filmi. Allen favori yönetmenlerimden olmasına rağmen, 2009 ve 2010 yıllarında başka bir gezegende olduğum için  filmi ancak bu yıl seyredebildim. İyi senaryo, güzel kadınlar, muhteşem görüntüler, iyi oyunculuk ve tabiki favori oyuncum Bardem filmi büyüleyici kılıyor.

         Aşk, bağlanma ve özgürlük üzerine bir film bu. Filmin etkileyiciliğinde  Barcelona da önemli rol oynuyor. Tarihi ve sanatsal dokusu, sanatçıları, galerileri, doğası ve dünyaca ünlü ispanyol sanatçı Gaudi'nin eserleriyle  baş rolde yer alıyor Barcelona. Filmi izleyip de Barcelonaya gitme hayalleri kurmamak mümkün değil.





            Bu yıl seyrettiğim ikinci Barcelona filmi İspanyol yönetmen A.G.Inarritu'nun Cannes'da "en iyi erkek oyuncu" ödülü alan filmi Biutiful. Inarittu "21 gram" ve "Babil" filimleriyle ilgimi çekmiş, beğendiğim ve takip ettiğim bir yönetmen. Beğendiğim bir oyuncu önemsediğim bir yönetmenin filminde olunca filmi görmek farz oldu.






         Biutiful İnarritu'nun Kendi ülkesinde çektiği ilk filmi. Biutiful'da bambaşka bir Barcelona'da geziyorsunuz. Burası kaçakçıların, ülkeye kaçak giren ve çok ağır koşullarda yaşamaya  çalışan çinli/afrikalı göçmenlerin, polisle mücadele halindeki seyyar satıcıların, uyuşturucu tacirlerinin, en dipte ve en ağır koşullarda yaşamaya çalışanların Barcelona'sı.

         "Biutiful bir ağıttır" diyor İnarritu" Bana göre Biutiful bu hayattaki kısa varlığımızın bir yansıması. Javier’i projeye katmak aç ve susamışları bir araya getirmek gibiydi…Javier’i esas özel kılan şey, ağırlığı, içsel hayatı yansıtma konusunda güçlü yetenekleri sayesinde beyazperdedeki güçlü varlığı. Bu öyle öğrenilecek bir şey değil. Buna ya sahipsinizdir, ya da değilsinizdir."

          Bardem'in neredeyse tek başına götürdüğü Biutiful, iyi senaryosu, iyi oyunculuğu, seyirciye geçen samimiyeti ve hüznü ile bir başyapıt.





6 Mart 2011

Ağzımı sulandıran suluboyalar

           İnternette  ressamlar ve suluboyalar arasında gezinirken hayran olduğum resimlere raslıyorum. Suluboya sevdiğimi bilen arkadaşlarım da buldukça gönderiyorlar. Aşağıdaki resimler ressam Grzegorz Wrobel'e ait müthiş suluboyalar.Siz de görün istedim.



Grzegorz Wrobel




Grzegorz Wrobel





Grzegorz Wrobel

4 Mart 2011

Anne olmak, Çocuk olmak




      Annelik narsistik bir durum galiba.Senden koparak kendi başına yaşamaya başlayan bir insanı hala kendi parçanmışcasına, her yaşta ve her koşulda korumak, kollamak, savunmak...

     Hayır çocuğum yok ama annem var. Annelerin çoğu gibi her daim fedakar ,koruyucu ve evhamlı. Ne kadar terslensen, huysuzluk/kavga etsen hep görmezden gelen, affeden ve sevgisini bir gram eksiltmeyen.

     Eleştirdim, kavga ettim, küçümsedim, dalga geçtim bir gün dönüp baktım ki aman allahım! ne çok benziyorum anneme!

     Demek ki annemden aldıklarım ile kendi bulduklarım , içimde itişip-kakışmayı ve birbirlerini eleştirmeyi ömür boyu sürdürecekler. Ben annemden ayrı yaşasam bile annem benimle yaşamaya devam edecek.

      Annem, işe gittiği dönemlerde, abime ve bana karşı ne kadar çok suçluluk duyduğunu anlatırdı hep. Ben büyüdüm, o yaşlandı ve suçluluk duyma sırası bana geldi.

      Aylardır suluboya resimler yapıp duruyorum, hediye ettiğim resimler oldu, farkettim ki daha anneme bir tane bile vermemişim. Annem, resimlerin arasından , yukardaki resmi seçti ve Levent'in ebrusun asılı olduğu duvarın karşısına astı.

       Sana olan sevgimi her zaman gösteremediğim için dilerim affedersin... 



                                                             
                                                                      Levent ARIN

27 Şubat 2011

Kalk Yürü



                                                    KALK YÜRÜ

                                              Yalnızlığı alıyorum,
                                                  En budaklı dalını ağacın;
                                              Ve ona en rüzgarlı meleğin
                                                  Kanatlarını takıyorum,
                                              Yunus balığının sırtını,
                                                  Ve atın yelesini...

                                             Yalnızlığı alıyorum,
                                                Çene kemiğini timsahın;
                                             Ve ona hayal gücünün
                                               Gözlerini takıyorum,
                                             Zekanın dişlerini...

                                            Yalnızlığı alıyorum,
                                                Kabuğunu istiridyenin;
                                            Ve ona düşüncenin
                                                Parmak uçlarını takıyorum,
                                            Bilinmeyenin ürkekliğini,
                                               Ve merakın cürretini...

                                            Yalnızlığı alıyorum,
                                               Balinanın göğüs kafesini;
                                            Ve ona en münzevi şairin
                                              Yüreğini takıyorum,
                                            Ağustos böceğinin sesini,
                                              Ve örümceğin sessizliğini...

                                           Yalnızlığı alıyorum,
                                              Ayak izlerini Tanrı'nın;
                                           Ve ona çocukluğumun
                                              Sırlarını ekliyorum,
                                           Çizik çizik ruhumu
                                              Ve oyuk gençliğimi...

                                           Sonra "kalk yürü!"
                                               Diyorum ona,
                                          "Kalk yürü,insanların
                                              Arasına karış,
                                           Öteki yalnızların arasına..."


                                         Cahit KOYTAK
                                         Yoksulların ve Şairlerin Kitabı



           Her pazartesi Taraf'ta ilk okuduğu köşe Cahit Koytak'ın bir şiirinin yayınlandığı köşe olurdu. Önce bu şiirleri makasla keserek,daha sonra internet sitesinin açılmasıyla bilgisayara indirerek biriktirmeye başlamıştı.

Koytağın kitabının çıktığını öğrendiğinde hastahanede halsiz yatıyordu. "Bana bu kitabı alır mısın" demeseydi de kitabı alacaktım. Ama kitap kitapçılara henüz gelmemişti. Bir kitapçıya kitabı ısmarlamamdan bir hafta sonra telefonla kitabın geldiğini haber verdiler ve abisine gelirken alıp getirmesi için rica ettim.

 Kitap geldiğinde çok sevineceğini düşünmüştüm ama "okuyamayacağım" diyerek ağlamaya başladı.

 Oysa o gece bütün enerjisini toplayarak "Yoksulların ve Şairlerin Kitabı" nı yarısına kadar okudu.

Tutku bu olsa gerek...

15 Şubat 2011

Komşum olur musun?





         Bir köy evinde yaşlanmak istiyorum. Bahçesinde çok sayıda meyve -illa ki limon, dut, erik- ağaçlarının olduğu, yaşlı bir kestane ağacının ise hepsine yukarıdan bakarak görkemini sergilediği bir köy evinde.

        Diktiğim ortancalar pembe-mavi kafalarını her yerden çıkarmalı, kasımpatları  hiç çiçeksiz kalmamalı, güller budarken ellerimi kanatmalı. Bir de küçük kaktüs bahçesi olmalı, her koşula dayanıklı bilge kaktüsler kalabalık bir aile gibi bir arada yaşamalı orada.Ve tabiki tadına doyulmaz domatesleri, çıtır çıtır biberleri sulamalıyım her akşam.Yaptığım yemeklere taze koparttığım fesleğenleri, kekikleri katmalıyım. Bahçemde birde , beni görünce gözleri parlayan  köpeğim  olmalı.

        Gün sadece dört vakitten ibaret olmalı; sabah,öğle,akşam ve gece. Sabah gün ağarırken geçen koyun sürülerinin çan sesleriyle uyanmalıyım.Asmalı çardağımın altında resim yaparken köy camisinden gelen ezan sesini dinlemeliyim. Akşamları kucağımda yatan kedimle üzerime yağmur gibi yağan yıldızları seyretmeliyim.

        Salçalar, tarhanalar yapmalı, reçeller kaynatmalı, biberler-patlıcanlar kurutmalı,turşular kurmalıyım.

        Komşularımla, dostlarımla havadan, sudan ,köyden konuşmalı, gülerek diğer komşuların dedikodusunu  yapmalıyım.

        Bir köy evinde yaşlanmak istiyorum, yan komşum olur musun ?




5 Şubat 2011

Beni hatırladın mı?




              Sessiz ve rahat bir yere otururup gözlerinizi kapatıyorsunuz.Üçe kadar saydığımda bir kır yolunda yürüyüşe çıkacaksınız.

Bir...kırlık bir alandasınız.

İki...bulunduğunuz yerden ormana doğru uzanan bir patika görüyorsunuz.

Üç...patikada yürümeye başlıyorsunuz.

Temiz ve ot kokulu ılık bahar  havasını ciğerlerinize doldurarak yürüyorsunuz... sağınızda solunuzda papatyalar, kırçiçekleri , yabani otlar.
Ayağınızın altında toprak ve taş parçaları...yol ulu ve yaşlı çamların oluşturduğu bir ormanın içine doğru devam ediyor...yürüyorsunuz...

serin orman  havasında çam reçinesinin kokusu yayılıyor...kurumuş çam iğneleri ayağınızın altında kaygan bir zemin oluşturuyor, her bastığınızda çıtırdıyorlar...yürüyorsunuz...

ağaç dallarının izin verdiği parça parça güneş ışıkları yolunuza düşüyor...ağaçların arasından gözükmeye başlayan durgun göle doğru yürümeye devam ediyorsunuz...ağaçlar aralanıyor ve üzerinde güneş ışıklarının parıldadığı mavi-yeşil göle doğru yürümeye devam ediyorsunuz...

göle doğru uzanan ahşap iskeleyi gördünüz mü?...iskelenin ucunda arkası dönük bir çocuk duruyor...ona doğru yürüyorsunuz... çocuk siz iskeleye çıktığınızda size doğru dönüyor...o sizin çocukluğunuz...

yanına gidip çömeliyor ve ona sarılıyorsunuz...onu özlediğinizi söylüyorsunuz...O'da sizi özlediğini, siz olmayınca kendini yalnız ve güvensiz hissettiğini hep yanında olmanızı istediğini söylüyor...gözleriniz doluyor sarılıyorsunuz...onu ne kadar ihmal ettiğinizi fark ediyorsunuz...onunla hayallerinden , isteklerinden konuşuyor ,birlikte vakit geçiriyorsunuz...geri dönme vakti geldiğinde ona son  kez sarılıyor , sevdiğinizi söylüyor ve daha sık ziyaret edeceğinize, onun sesine, hayallerine, isteklerine kulak vereceğinize söz veriyorsunuz.

Ama söz verirken dikkatli olun çünkü çocuklar tutulmayan sözleri unutmazlar.


                                                    
                                                                         Erdem Yalçın
                                                            http://erdemyalcinart.blogspot.com/