Erdem Yalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erdem Yalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2011

Yeni ev yeni hayat...






 Erdem Yalçın

 


Bir süredir kutular, torbalar, paketler, hurçlar arasında yaşadığım mülteci hayatı sonunda sona erdi. Burkularak şişmiş bir bilek ve düşünmekten şişmiş bir kafa ile birlikte taşındım.

Ertesi gün ortalığı temizleyip toparlamak için eski eve tekrar döndüm. Boş odaları dolaşırken gözümün önünden çoğu kederli birçok anı geçiyordu. Ama o eve kendimi hiç ait hissetmediğimi, ayrıldığım için de üzüntü duymadığımı farkettim.  Zaten anılarımı da  birlikte götürdüğüm için geride hiçbir şey kalmamıştı. Usulca çektim kapısını kapatıverdim...

Yeni evimdeki hayat ise keyifli başladı. 

Eşya taşıyan adamlar evden ayrılır ayrılmaz, taşınmada yanımda olan dostlarla balkona çıkıp hayatımın yeni manzarasına karşı biraları açmıştık.

Ertesi gün yardıma gelen başka bir dostumla biraz kutu açıp tabak çanak boşalttıktan sonra oturup sohbete daldık ve akşamına yeni salonumda ilk yemeğimizi yedik, üzerine gelsin keyif çayları... ev yaşanmaya başlanmıştı bile...

Üçüncü gün ressam dostum elinde yukarıda gördüğünüz muhteşem ev hediyesi ile kapıyı çaldı, şarap açmamak olmazdı… hediye ile de yetinmedi Levent'in kitaplıklarını beyaza boyayıp yenileyiverdi.İkea'ya söyleyin beni artık beklemesin ...

Her gün yardıma, evi görmeye, hal hatır sormaya uğrayan dostlar sayesinde bu evin sohbeti, paylaşımı, neşesi bol ,çekim gücü yüksek bir ev olacağını anladım.

Bir  dostumun tavsiye ettiği gibi kırmızı şarapla evi kutsayıp evin sağlıklı ve huzurlu  yaşanacak bir yer olmasını diledikten sonra artık yeni hayatıma başlamış olacağım ya da eski hayatımda yeni adımlar atmaya…




 
Erdem Yalçın   facebook sayfası

Erdem Yalçın'dan daha fazla resim görmek için tıklayın


5 Şubat 2011

Beni hatırladın mı?




              Sessiz ve rahat bir yere otururup gözlerinizi kapatıyorsunuz.Üçe kadar saydığımda bir kır yolunda yürüyüşe çıkacaksınız.

Bir...kırlık bir alandasınız.

İki...bulunduğunuz yerden ormana doğru uzanan bir patika görüyorsunuz.

Üç...patikada yürümeye başlıyorsunuz.

Temiz ve ot kokulu ılık bahar  havasını ciğerlerinize doldurarak yürüyorsunuz... sağınızda solunuzda papatyalar, kırçiçekleri , yabani otlar.
Ayağınızın altında toprak ve taş parçaları...yol ulu ve yaşlı çamların oluşturduğu bir ormanın içine doğru devam ediyor...yürüyorsunuz...

serin orman  havasında çam reçinesinin kokusu yayılıyor...kurumuş çam iğneleri ayağınızın altında kaygan bir zemin oluşturuyor, her bastığınızda çıtırdıyorlar...yürüyorsunuz...

ağaç dallarının izin verdiği parça parça güneş ışıkları yolunuza düşüyor...ağaçların arasından gözükmeye başlayan durgun göle doğru yürümeye devam ediyorsunuz...ağaçlar aralanıyor ve üzerinde güneş ışıklarının parıldadığı mavi-yeşil göle doğru yürümeye devam ediyorsunuz...

göle doğru uzanan ahşap iskeleyi gördünüz mü?...iskelenin ucunda arkası dönük bir çocuk duruyor...ona doğru yürüyorsunuz... çocuk siz iskeleye çıktığınızda size doğru dönüyor...o sizin çocukluğunuz...

yanına gidip çömeliyor ve ona sarılıyorsunuz...onu özlediğinizi söylüyorsunuz...O'da sizi özlediğini, siz olmayınca kendini yalnız ve güvensiz hissettiğini hep yanında olmanızı istediğini söylüyor...gözleriniz doluyor sarılıyorsunuz...onu ne kadar ihmal ettiğinizi fark ediyorsunuz...onunla hayallerinden , isteklerinden konuşuyor ,birlikte vakit geçiriyorsunuz...geri dönme vakti geldiğinde ona son  kez sarılıyor , sevdiğinizi söylüyor ve daha sık ziyaret edeceğinize, onun sesine, hayallerine, isteklerine kulak vereceğinize söz veriyorsunuz.

Ama söz verirken dikkatli olun çünkü çocuklar tutulmayan sözleri unutmazlar.


                                                    
                                                                         Erdem Yalçın
                                                            http://erdemyalcinart.blogspot.com/

9 Aralık 2010

Sevdiğim resimler




yada kıskandığım resimler.Hocam kıskandığından bahsettikçe "yeteneği olan biri niye kıskanırki?"diye düşünüyordum.Resimle haşır neşir oldukça ve başkalarının resimlerine daha çok baktıkça ben de imrenir oldum.
"Ben de böyle resimler yapabilsem"diye başladım "bu resmi yapan ben olsaydım keşke"ye vardım.Bu resim hocamın en sevdiğim resmidir.Bence on bin lirayı hakediyordu (yarışma ödülü)



          
         Bu ise Erdem beyin "en sevdiğin masal" serisinden bir resim.Ben sıkıntı içinde bir kilise resmi yapmaya çalışırken Erdem bey, neşeyle  çok güzel altı resim birden çıkarıverdi.Onun da yaratıcılığına ve üretkenliğine imreniyorum doğrusu. Resimlerin gerisini merak edenler için :  http://erdemyalcinart.blogspot.com/




  İşte kıskandığım,ben yapsaydım dediğim bir resim.Hocam duymasın Hasan Gürsoy'un resmi.Sizce de çok güzel değil mi?

 


Bu da ressamını bilmediğim, ressamı olmak istediğim bir resim.Suluboyanın özelliği ve güzelliği budur bence.

15 Kasım 2010

ilk ders...




             İlk derste bunu yapmadım ama bu da ilklerden biri (perspektifinin bozukluğundan belli)

Yaz tatilinde kafamı meşgul ederek geçirecek bir şeyler yapmak istiyordum ve yazın açık bir kursun olmadığını,sanat ve hobi kurslarının kışın çalıştığını öğrendim.Bülent abinin "bizim arka sokakta bir atölye var baktın mı? "demesiyle Ebru Sanattan içeri adımı mı attım.

İlk derste hocam Erdem Bey'di. Onun meraklı bakışları,güzel sohbeti ve kibar müdahaleleriyle bir şişe ve yanına bir portakal çizdim.Çizim iyiydi ama boyaması kötü oldu.(Sonradan hocam olacak Kaan bey o gün biraz uzak duruyordu,ben önce benden hoşlanmadığını düşünmüştüm ama tanıdıkça bunun kendi hocalık endişelerinden kaynaklandığını farkettim)

 İlk ders sonrası, elimde yıllar sonra yaptığım bir resimle eve dönerken ağladığımı ikisi de bilmiyor...






Levent'in ilk ebrularından biri,ikimizin de suyu ve renkleri sevmemiz tesadüf müdür?