Kaan Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaan Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2011

Kendine bakmak, kendini görmek







 Ebru ÜLKÜ


Bu bir ev hediyesi...

ama o kadar özel o kadar değerli bir hediye ki söyleyecek söz bulamıyorum...

insanın kendi bebeğine bakması o kadar inanılmaz birşey ki...

çok emek verilmiş, özenilmiş, uğraşılmış bir hediye...

Burası suluboya öğrenmeye gittiğim atölye: Ebru Sanat

üzerinde suluboya yaptığım masa, atölyedeki camlı dolap ve içindeki kitaplar, bol bol karakalemi çizilen büst, resim çantası, suluboya takımı, arada çayla, kahveyle birlikte yediğimiz bisküviler, Kaan hocamın duvarlarda asılı resimleri, ilk başlarda sıkıntıyla resmini yaptığım antika saat, ayaklı lamba, turuncu pantolonum, gözlüğüm, saçlarıma düşmüş aklar hepsi hepsi var bu minik atölyenin içinde

tek eksik karşımdaki sandalyede ayaklarını toplamış oturan Kaan Hocam...

herbir ayrıntıya tekrar tekrar bakmaya doyamıyorum, gözlerim doluyor...

Kafamı boşaltmak ihtiyacıyla başladığım,  sonrasında çok zevkli, neşeli, unutulmaz anlar yaşadığım , ruh halime iyi gelen atölye günlerim ölümsüzleşti.

Ebru hanıma ne söylesem az gelecek...



Ebru ÜLKÜ

17 Ocak 2011

İki ressam Üç kayık




  Elimde yazıcıdan çıkmış çeşit çeşit fotoğraflarla atölyeden içeriye giriyorum.Minderlerimi düzeltip oturuyorum yerime.Önce hangisinin suluboyası güzel olur diye fotoğrafları gözden geçiriyoruz.Benim beğenmediklerim ile hocamın beğenmediklerini ayırıyoruz.Bir resimde karar kılıyoruz.O gün durgun denizde üç kayık fotoğrafını seçiyoruz.
  
  Çizim aşaması çabuk bitsin istiyorum.Bir an önce fırçaları alayım, boyamaya geçip ,renklerin dağılışını seyredeyim.Bu yüzden bazen hile yapıp resmi cama dayıyor ve kağıda geçiriveriyorum.

   Ama bu sefer çizimi elimle yapıyorum.Kayık formu yapmak biraz zor. Kaan Bey sorunlu yerlerini gösteriyor. Bir yandan düzeltirken bir yandan "nasıl oluyorda ben göremiyorum" diye düşünüyorum.
    
   Vee sıra geliyor boyamaya. "Hata yapmayayım" güvensizliği ile boyamaya başlıyorum.Ortaçağ müzikleri eşliğinde yavaş yavaş,ince ince uğraşıyorum.
        
   2-3 saat geçtikten sonra bir bakıyorum hocam elinde bir kağıt masaya oturuyor.Fotoğrafı kabataslak çizmesiyle eline fırça alması bir oluyor.Onun karakteristik fırça darbeleriyle resim bir anda çıkıveriyor.Ben kaplumbağa o tavşan misali resimleri bitiriyoruz.
       
    Hocamı o gün harekete geçirip sulu boya yaptıran şeyin ne olduğu da hala bloğa yorum yazamaması gibi bilimin çözemediği sırlardandır.



               
                                                                       Kaan Ülkü


14 Aralık 2010

yaptığım en güzel resim



            "Yaptığınız en güzel resim bu oldu" derdi Kaan bey yaptığım her resimden sonra.Çalışıp çalışıp hocadan aferin almak güzel oluyor tabi.En güzel resmim bu mu bilmiyorum ama en sevdiğim resmim bu galiba . Sevdiğim suluboya tadını yakaladığım resim budur.Bu resmi yapalı çok zaman olmasına rağmen bazen son yaptığım resimlerden daha iyi olduğunu düşünürüm.Aslında bu da ortak yapım bir resim; yönetmen Kaan Ülkü, oyuncu Nihal Arın. Hocamın da fırça dokunuşları var bu resimde. Neresinde derseniz resmin en güzel  yerine bakınca göreceksiniz, yani cam vazoya. Hocamın neden suluboya yapmayı bıraktığını merak ederim. Bloğa birkaç Hasan Gürsoy resmi daha koyarsam sanırım yeniden başlayacak :)



Levent'in baktıkça beni içine çeken ebrularından biri...

9 Aralık 2010

Sevdiğim resimler




yada kıskandığım resimler.Hocam kıskandığından bahsettikçe "yeteneği olan biri niye kıskanırki?"diye düşünüyordum.Resimle haşır neşir oldukça ve başkalarının resimlerine daha çok baktıkça ben de imrenir oldum.
"Ben de böyle resimler yapabilsem"diye başladım "bu resmi yapan ben olsaydım keşke"ye vardım.Bu resim hocamın en sevdiğim resmidir.Bence on bin lirayı hakediyordu (yarışma ödülü)



          
         Bu ise Erdem beyin "en sevdiğin masal" serisinden bir resim.Ben sıkıntı içinde bir kilise resmi yapmaya çalışırken Erdem bey, neşeyle  çok güzel altı resim birden çıkarıverdi.Onun da yaratıcılığına ve üretkenliğine imreniyorum doğrusu. Resimlerin gerisini merak edenler için :  http://erdemyalcinart.blogspot.com/




  İşte kıskandığım,ben yapsaydım dediğim bir resim.Hocam duymasın Hasan Gürsoy'un resmi.Sizce de çok güzel değil mi?

 


Bu da ressamını bilmediğim, ressamı olmak istediğim bir resim.Suluboyanın özelliği ve güzelliği budur bence.

5 Aralık 2010

Hepimize birer begonvilli ev lazım


           Severek yaptım bu resmi.Aslında "yaptık" demeliyim.Çünkü Kaan Beyle ortak yaptık sayılır.Ortak resim olur mu? Evet olur,şöyle olur; siz başlarsınız yapmaya hocanız arasıra gelir kontrol eder ,resim çıkmaya başlayınca o da masanın etrafında dört dönmeye başlar,sizi uyarır, yönlendirir,bazı noktalara dikkat çeker.Resim iyi gidiyorsa yanlış bir fırça darbesi olursa diye onun sizden daha çok heyecanlandığını farkedersiniz ve bazen dayanamayıp fırçayı kapıverir bir iki yeri düzeltir.Hocam için bir başyapıt bu resim.Bunu yapalı 2-3 ay geçmesine rağmen hala beğenmediği bir resmim olursa kulağımı çeker gibi bu resmi hatırlatır bana.Bu resmin başka bir hikayeside var ama bu  hocam ile aramızda sır :) Bu resmi arkadaşlarıma gösterdiğimde herkes bu resmin sahibi olmak istedi.Bir arkadaşım "çünkü hepimiz böyle bir evde yaşamayı hayal ediyoruz" dedi.Anladımki hepimize birer begonvilli ev lazım.


Yaptığım begonvilli ev resmini Levent'in liseden bir arkadaşına hediye ettim.Hastalığı sırasında onu sık sık arayan bir arkadaşına.Hatta bir keresinde konuşacak pek hali yokken "arkadaşın arıyor niye konuşmuyorsun" dediğimde
"O artık senin arkadaşın" dediği kişiye.Evet O artık benim arkadaşım...

29 Kasım 2010

Ebru Sanat ve Rehabilitasyon Merkezi


          Sulu boyaya başladıktan sonra heveslenen bir çok arkadaşım "ben de istiyom, ben de kursa gelecem "  dediler.Oysa Ebru sanata girmek öyle kolay değil.Bir kere muhabetiniz çok, dağarcığınız geniş olacak. Psikoloji, siyaset, tarih, din, varoluş, sanat, müzik, sinema, çocuk yetiştirme, ergenler,  hayatın anlamı, aile, ego vb.konular repertuarınızda olacak. Kendinizle dalga geçmeyi ve gülmeyi bileceksiniz. Süprizlere açık olacaksınız. Hele aileniz boşanmışsa, arızalarınız varsa ve parola "tatlı çarşamba"nın anlamını biliyorsanız  girdiniz gitti demektir. Artık  1. sınıf bir resim eğitimi alabilirsiniz. Ben nasıl oldu da girdim bilemiyorum, Kaan Bey'in boşluğuna denk geldi heralde, bir kere uğrayıp bir daha gelemeyen kaç kişiye  gözlerimle şahit oldum valla.Sonuç olarak hem ressam hem de rehabilite olma yolunda ilerliyorum galiba...



    Levent ARIN

23 Kasım 2010

Yaz geçer...



"Yaz geçer" der Murathan Mungan en sevilen şiir kitabında,yaz atölyede sınava hazırlanan Ayça'nın günde yüz kere "Kaan abiii" demesi,tekrarlanan güzel müziklere karışan vantilatör sesi,arada şaşırıp fırçayı bandırdığım çay ve kolalar, Desen'in güzel gülüşü ve insani dertler üzerine ilginç sohbetlerle geçti.Sıkıntımdan çıkmak için koşa koşa atölyeye gittim,bir an önce içime dönmek için koşa koşa eve geldim.Severek,heyecanlanarak, sıkılarak ve hatta boğularak resimler yaptım.Bu da sıkıldığım resimlerden biriydi.Ama Kaan bey sıkıldığımı anlar ve benim iyi hissetmem için "iyi gidiyor,güzel oldu" demeyi ihmal etmezdi.Su yansımaları yapmaktan korkuyordum oysa işin sırının resimdeki lekeleri görmek ve kağıda geçirmek olduğunu öğrendiğimde o kadar da zor olmadığını farkettim.Yaz geçti,bakalım yazınca geçecek mi ?



Levent ARIN

15 Kasım 2010

ilk ders...




             İlk derste bunu yapmadım ama bu da ilklerden biri (perspektifinin bozukluğundan belli)

Yaz tatilinde kafamı meşgul ederek geçirecek bir şeyler yapmak istiyordum ve yazın açık bir kursun olmadığını,sanat ve hobi kurslarının kışın çalıştığını öğrendim.Bülent abinin "bizim arka sokakta bir atölye var baktın mı? "demesiyle Ebru Sanattan içeri adımı mı attım.

İlk derste hocam Erdem Bey'di. Onun meraklı bakışları,güzel sohbeti ve kibar müdahaleleriyle bir şişe ve yanına bir portakal çizdim.Çizim iyiydi ama boyaması kötü oldu.(Sonradan hocam olacak Kaan bey o gün biraz uzak duruyordu,ben önce benden hoşlanmadığını düşünmüştüm ama tanıdıkça bunun kendi hocalık endişelerinden kaynaklandığını farkettim)

 İlk ders sonrası, elimde yıllar sonra yaptığım bir resimle eve dönerken ağladığımı ikisi de bilmiyor...






Levent'in ilk ebrularından biri,ikimizin de suyu ve renkleri sevmemiz tesadüf müdür?