25 Haziran 2015

belki o zaman...








göster bana!

güvensizliklerini, bocalamalarını göster...

göster ki yalnız olmadığımı anlayayım...

güvenli, sağlam duruşunun arkasına geçmeme izin ver...

hayal kırıklıklarını, kırılganlığını göreyim...

kendinden eminin ardındaki korkağı, bilgenin ardındaki safı göster...

göster ki kendimi normal hissedebileyim...

güçlü görüntünün altındaki yaralarını göster sonra, uğradığın tacizleri,

ihanetleri, terkedilmeleri...

göster ki benim yaralarımın sızısı azalsın...

kendine güveninin altındaki kaygılarını göreyim sonra...

uykularını kaçıran, beynini yiyip bitiren, ruhunu kemiren endişelerini...

görürsem belki daha az tuhaf hissederim, huzursuzluğum azalır...

beceriksizliklerini göreyim sonra, başarısızlıklarını,

bi türlü unutamadığın hatalarını, keşkelerini...

göster ki yalnız olmadığımı bileyim...

izin ver ne kadar zayıf, ne kadar incinebilir olduğunu görmeme...

zaaflarını, yenilgilerini, kırgınlıklarını göster...

içindeki hakkı yenmiş, ihmal edilmiş, küskün çocuğu göster bana...

belki o zaman hem seni hem  kendimi anlar ve kabullenirim...

hem seni hem de kendimi sevebilirim belki o zaman...








6 Mayıs 2015

beş...





 

“Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, tanrı aşkına; özellikle de , hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa.”
  
 J.D. Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar 





18 Nisan 2015

sen neredesin?


- sen nerdesin?
- izmir'deyim anne...
- çok özledim seni...
- bende seni özledim, gelicem yakında görüşeceğiz...
- sen nasılsın? merak ediyorum seni, işin gücün var tabi... sen iyi olda... çok özledim...

her ay uçağa atlayıp annemi görmeye gidiyorum, annem iki yıldır alzheimer...
abimlerin olduğu şehirde yaşamaya başladı.

hergün görüşürken ayda bir görüşür olduk çok özlüyor, çok merak ediyor beni...

kendisinin değil benim gittiğimi sanıyor...

yanına gittiğimde özlemle sarılıp öpüyor, gözleri doluyor, mutluluktan orada kim varsa öpmeye başlıyor, sonra sıra tekrar bana geliyor ve bir kere daha öpüyor...

benim de gözlerim doluyor...

aynı şeyleri tekrar tekrar konuşuyoruz, bizimle konuşmak istiyor ama konuşulan konular gittikçe azalıyor...

durup durup "çok mutlu ettiniz beni" diyor, onun edilgen, uslu, söz dinleyen çocuk hali içime dokunuyor... yaşlı, lekeli, buruşuk elini tutuyorum...

artık boyanmayan saçları bembeyaz olmuş, gözbebekleri soluklaşmış..

onu güldürecek şakaları tekrar tekrar yapıyoruz abimlerle, hep birlikte bir daha gülüyoruz...

geçmişi, insanları, anıları  hatırlatmaya çalışıyoruz, eski günlerden konuşmaya çalışıyoruz,

eski annemle konuşmaya çalışıyoruz...

oysa o çocuklar gibi anını yaşıyor, "çok mutlu ettiniz beni" diyor yine...

gitme vakti geliyor tekrar sarılıyoruz,

arkamızdan el sallamaya bahçeye çıkıyor...

buruk ve üzgün bakışlarla el sallıyor, içim acıyor...

ertesi gün yeniden arıyorum

"sen nerdesin? çok özledim ben seni"...


2 Nisan 2015

kırıklarını aldırdım kalbimin...


 Barbara Pingot


hayal kırıklığı : hayal ettiğin şeyi bulamamak, beklentilerinin gerçekleşmemesi, hayallerinin kırılması, un ufak olması...

demek ki biz hep hayal ediyoruz...

okulumuzu, işimizi, eşimizi, arkadaşlarımızı hayal ediyoruz...

seçimlerimizi, insanlarla kurduğumuz  ilişkiyi, arkadaşlığı hayallerimizle dolduruyoruz...

sonra hayal ettiklerimizi bulamıyoruz ve " okulda hayal kırıklığına uğradım, işimde hayal kırıklığına uğradım, evlilikte hayal kırıklığına uğradım, beni hayal kırıklığına uğrattı" diyoruz...

demek ki sürekli hayallerde yaşıyoruz...

bir insanı tanıyoruz, ya da tanıdığımızı sanıyoruz. oysa onun hakkındaki fikrimizi biraz onun kendisi biraz da onun hakkında kurduğumuz hayaller oluşturuyor...

onun  samimi, dürüst, güvenilir, sevilir bir insan olduğunu, bize değer verdiğini hayal ediyoruz ( en azından ben hayal ediyorum/ediyormuşum)

oysa o, belki de benim hayallerimden çok uzak, çok habersiz, çok başka biri...

ben hayal ettiğim/sandığım kişi ile arkadaşlık ediyorum...

belki o da hayal ettiği/sandığı "ben" ile arkadaşlık ediyor...

belki de gerçekte birbirimizi  tanımıyoruz...

sandığımızdan çok farklı bir insan olduğu gerçeğine tosladığımız zamanlarda da "beni hayal kırıklığına uğrattı" diyoruz...

peki kim üzdü beni ?

hayal ettiğim gibi değil de kendisi gibi olduğu için "o" mu?

onunla ilgili hayaller kurup inandığım için "ben" mi?





19 Mart 2015

Yaşamında inanılmaz şeyler yapamayacak olmanın 7 nedeni



“Temel olarak söylemek istediğim şey şu: aşağıdakiler sende olmadığı için, muhtemelen pek bir şansın yok, çünkü : “

1. Yeterince başarısız olmadın.

 

Çünkü vasatlığın içinde mutlusun ve aslında denememeyi seçtin. Çünkü yeni bir şeyi öğrenmek hakkında konuşmak (mesela bir yabancı dili) aslında onu öğrenmekten daha kolay.

...

Çünkü sen orada oturmuş denemekte bile başarısız olurken, ben burada başarısız denemeler yapıyorum, kendimi zorluyorum, yeni şeyler öğreniyor ve mümkün olabildiğince başarısız olmaya çalışıyorum.

Çünkü biliyorum ki deneyip başarısız olduğum müddetçe öğreneceğim, öğrendikçe de rotamı düzeltip yola devam edeceğim...

 

2. Başkalarının senin hakkında düşündüğü şeyleri umursuyorsun.

 

Çünkü çevrene uyum sağlaman lazım.

Çünkü dünya seni olduğun gibi göreceği için kendini olduğun gibi kabul etmekten korkuyorsun. Sen başka insanları yargıladığın için, sana onlar da seni yargılıyorlarmış gibi geliyor.

Çünkü sahip olduğun şeylere, yaptığın işlerden daha çok önem veriyorsun.
...
Çünkü ben bütün güvensizliklerimi görmezden gelip kendi özgün halimi dünyaya gösterebileceğim, başkalarının fikirlerine, “elalem ne der”lere bağışıklık kazanacak ve bir fikirler keşmekeşinde ayakta kalacağım...

3. Kendini olduğundan daha zeki sanıyorsun.

 

Çünkü şimdiye kadar herkesin yaptığını yaptın, okuduklarını okudun, çalıştıklarını çalıştın.

Çünkü onların testlerini geçmek için öğrenmen gerekenleri öğrendin ve bunun seni akıllı yapacağını sandın.

Çünkü öğrenmenin sadece okullarda olduğunu sanıyorsun.

Çünkü sen okul için çalışırken ben hayatı öğrenmeye çalışıyordum. 

Çünkü sen sınıfta öğrenme peşinde koşarken ben dışarı çıktım ve yaparak öğrendim.

Çünkü hayata dair, senin herhangi bir üniversiteden alacağın bir kağıdın kapsayacağından daha fazla şey biliyorum. Çünkü zeka ne öğrendiğin değil, nasıl yaşadığındır...

4. Okumuyorsun.

Çünkü okuman gereken şeyleri okumuyorsun, ya da daha kötüsü, hiçbirşey okumuyorsun.

Çünkü tarihin sıkıcı ve felsefenin aptalca olduğunu düşünüyorsun. Çünkü oturup MTV veya E! izlemeyi, yeni bir şeyler keşfetmeye ve etrafındaki dünyayı daha iyi anlamak için bir başkasının zihnine girmeye tercih ediyorsun.

Çünkü dünyadaki tüm gücün, bizden önce yaşamış olanların kelimelerinden geldiğini kabul etmiyorsun, bilmek veya yapmak istediğin herşeyin etrafındaki kelimeler evreninde biryerlerde, şimdiye kadar görülmemiş bir bolluk içinde sana sunulmuş olduğunu da…
  
5. Merak etmiyorsun.


Çünkü haberlerini, devletin kontrol ettiği kopyala-yapıştır ajanslardan alıyorsun.

Çünkü şu basit soruyu sormaya isteksizsin : “Ya hepsi yalansa?..” Üstelik gerçekten öyle olabileceğini kabul etmeye ve ana  akım medyanın bütün yöntemlerinin, kesin emirleri uygulayarak bir tek şeye yöneldiğini kabul etmeye yanaşmıyorsun : senin dikkatini dağıtmaya.

Çünkü beni herşeyi-bilen-ukala olarak nitelendirmek senin için kolay ama kendini hiçbirşeyi-bilmeyen olarak nitelendirmek zor.

Çünkü ben konudan bağımsız olarak bilgi susuzluğu çekiyorum.

Çünkü sen Candy Crush veya Megalopolis oynarken ben bağ teorisi veya quantum mekaniği okuyorum.
 ...

 6. Yeterince soru sormuyorsun.

Çünkü otoriteyi sorgulamıyorsun. Ondan hoşlanıyorsun.

Çünkü kendini de sorgulamıyorsun.

Çünkü doğru biçimde konumlandırılmış sorgulamanın, saygıdeğer fikir ayrılıklarının, inandığın şeyleri sana tersini söyleyen birilerine karşı savunmanın bir hayat içindeki gücünü anlamaktan uzaksın. Gerçekliği sorgulayabilme yetisinden uzak, kendi kendine dayatılmış bir hayatta kalma stratejisi ile, Matrix filmindeki gibi bir monotonluk yaşıyorsun...

 7. Gerçeklere dayanamazsın

Çünkü bilmediğin şeyleri bilmediğini itiraf etmeyi reddediyorsun.

Çünkü internette bulduğun hiçbir yazı, senin yaşamda kaybettiğin tüm zamanı yerine koyamaz.

Çünkü sen olmadığımı zannettiğinde bile, ben etrafımda olup bitenin farkındayım.

Nihayet, kendi anlama yoksunluğunu anladığında, o zaman göreceksin; gerçekten inanılmaz bir şey yapmaktan seni alıkoyan tek şey, aslında bizzat sensin...

Steve Jobs

yazının orjinal versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz
türkçeye çevrilmiş uzun versiyonuna ise buradan ulaşabilirsiniz







15 Mart 2015

gülümsemenin nedeni...





belki narin, mis kokulu bahar dallarının bembeyaz açıvermesidir
                 ki bakınca için kıpır kıpır neşeyle dolar, iyimserleşirsin,
hayat ne güzel diye düşünürsün, bi cemre de sana düşer...

belki denizin pırıl pırıl berraklığıdır,
                    avucuna alıp içesin gelir...
 
belki özlediğin bir arkadaşının " özledim seni" diyen sesidir, 
                 doping yapar, maraton koşsan koşarsın...

belki eski bir öğrencinin "bana çok emeğiniz geçti" sözüdür,
                 maaşının yanına ikramiye olur...

belki günlerin uzadığını farketmektir,
                 dünyanın ritmi insana iyi gelir "her şey yolunda" der...

belki güzel bir kitap okumaktır,
                 senin için yazılmış gibi, yazarla sohbet ediyor gibi okumak...

belki seni görünce gözleri parlayan yakınlarınla buluşmaktır,
                 senin de  gözlerin parlar,  yüreğin çarpar...

belki de yaşlı annene yeniden sarılmaktır, 
                 onun kokusunu içine çekip, yeniden kucağındaki küçük kız olmaktır...







30 Ocak 2015

Orhan Veli'nin kayıp şiiri




         "Okuyacağınız bu şiir Orhan Veli Kanık’ın ölümünden sekiz yıl sonra, sanat gazetesi Köprü’nün, 1 Aralık 1958 tarihli beşinci sayısının ikinci sayfasında, Tarık Erman’ın, “Ölenler – Kalanlar” başlıklı yazısının çerçevesi içinde, “Orhan Veli’nin ölüm yıldönümü dolayısiyle şimdiye kadar hiçbir yerde yayımlanmamış bir şiirini sunuyoruz” başlığıyla çıkmış.
          Söz konusu şiir, Orhan Veli’nin  yayımlanan Bütün Şiirleri’nin (Ocak, 2014, 35. Basım) yayına hazırlanış düzeni içinde, “Kitaplarına Girmeyen Son Şiirleri” başlığı altında toplanan şiirleri içinde de yok." 
(İzmir'de Sanat'dan alıntı)



ÖLÜMÜM

O sabah alnımda iki ter damlası konuşacak
Yorgun olarak öldüğüme dair
Benim Yeni Sabah’ı bir başkasına verecek gazeteci Yusuf
İskele kahvesinde çayım soğuyacak
İlk vapur yolcuları arasında olmadığımın farkında bile olmıyacaklar
Lâz müezzin hakkımda salâ verecek
İmam bildiğini okuyacak
Bozuk düzen makamından
Hiç Çamlıca’ya kuşbaşı kar yağarken ölünür mü diyen
Yarıdan fazlası abdestsiz cemaatim olacak
Ve hepsi de
İyi biliriz diye yalan söyliyecekler
Ertesi sabah Cumhuriyet’te sülâlem sayılacak
Müessif bir irtihal denmiyecek
Ve nihayet
Başı boş hayatım gibi
Başı boş mezarım da taşsız kalacak.