7 Mart 2013
amour...
bu yıl seyrettiğim en etkileyici filmdi...
belki ben de benzer şeyler yaşadığım için,
aynı çaresizliği, umutsuzluğu tattığım için...
belki de oyuncular bu kadar iyi oynadıkları için...
bir oyuncunun çok doğal, çok içten rol yapması hem hayranlık uyandırır hem tedirgin eder beni...
"içtenlik, doğallık, kendine özgülük" nasıl bu kadar -iyi- "oynanabilir"diye düşünürüm?
insan bir olayı gerçekten yaşamadan nasıl bu kadar ikna edici olabilir?
artık kimin sahici, doğal, içten olduğuna inanabiliriz ?
5 Mart 2013
her cumartesi...
N.Arın
hadi kaaaalk, hazırlaaaan...
ama bu gün tatil, özgürüm, serbestim, mecburiyetsizim...
şöyleee uzuun uzuun yatsam, oyalana oyalana kahvaltı yapsam, uzuuun uzuun çay içsem...
hadi kaaalk vapur saati geliyor...
offffff...
kalkıyorum, giyiniyorum, çaydanlığın altını yakıyorum, tostu hazırlarken çay demlensin...
sonra tostu paketliyorum, çayı termosa dolduruyorum, en son kitabımıda çantaya atıp çıkıyorum evden...
hava yağmurluysa otobüsle, güzelse yürüyerek varıyorum vapur iskelesine...
vardığımda dokuz buçuk arabalı vapuru yeni yanaşıyor oluyor...
yanaşır yanaşmaz hızla ilerliyorum, sevdiğim köşelerden birini kapmalıyım...
hem cam, hem kalorifer kenarı, hem de dar olduğu için fazla kalabalık olmayan köşelerden birini kapıyor ve yerleşmeye başlıyorum...
önce kupamı çıkartıp çayımı dolduruyor, kaloriferin üzerine koyuyorum...sonra tostumu çıkartıyor ve denizi, martıları seyrederken kahvaltımı yapıyorum...
tost bitince sıra ikinci çaya ve kitap okumaya geliyor...
vapur bostanlı iskelesine yanaşırken kitaptan kafamı kaldırıyorum...
işte geldim...
erkenden varmamak için ağır adımlarla çıkıyorum vapurdan...
begonvilden girişi görünmeyen , önünde bir sürü kedinin oturduğu atölyenin kapısını çalıyorum...
hocam gözlerinin içi gülerek ve "hoşgeldiiiiin" diyerek açıyor kapıyı...
fırça ve su kavonozumu, yarım kalmış resmimi ve diğer malzemelerimi masama yerleştirmiş bile...
hocamla haftalık sohbetimize başlıyoruz biraz şundan, biraz bundan...
birazdan bir sürü (çoğu ilkokul öğrencesi) çocuk ve bir-iki de yetişkin gelecek...atölye dolacak...
ben onlarla birlikte resmime devam edeceğim...
caz, türkü, klasik müzik, ney vb. müzikler eşliğinde resimler yapıyoruz...
hocam gevrekçiden (evet burası izmir) gevrekler alıp bir sepetin içine bölüp koyuyor, portakal/ elma dilimliyor... resimden yorulan mola
verip yiyecek masasının başına gidiyor...
ben de mola verip bir neskafe eşliğinde bi parça gevrek yiyorum...
kimi beğenerek, kimi beğenmeyerek ama her daim hocamın gözetiminde, müdehalesinde resimler yapıyorum...
dönüş vapurunun saati yaklaştığında toparlanmaya başlıyorum...
boyalardan çamur haline gelmiş suyu döküp kavanozları kaldırıyor, fırçaları, kağıtları toparlıyorum...
hocam kapıya kadar geçirerek uğurluyor...
geldiğime memnun, gülümseyen bir suratla yerleşiyorum vapurdaki köşeme...
1 Şubat 2013
...
L.Arın
...
bazı acıları kimseye açamazsın,
ne ananla paylaşabilirsin onları;
ne karınla, ne çocuklarınla,
ne dostunla, ne doktorunla...
bazı acıları sen de anlayamazsın
onlar için kimseyi suçlayamazsın,
ne kadar kıyıcı olursan ol kendine karşı,
kendine de yüklenemezsin onlar için.
işte böyle acıların da bir anlamı olsun,
hesaba katılsınlar,
borçtan düşülsünler ister
içten içe insan.
bunun içindir ki, her acıyı gören,
hesaba katan ve onu sizinle paylaşan
bir Tanrı, var olmak zorundadır,
bize şahdamarımızdan daha yakın
bir kendilik, var olmak zorundadır;
tek zorunluluk budur,
tek zorunluluk, Tanrı için...
Cahit Koytak
19 Ocak 2013
abim...
ben ilkokuldayken o lisedeydi...
edebiyat, tarih gibi derslerle arası pek iyi degildi...
okuldan arta kalan zamanlarda bir plakçının yanında çalışır müşterilerin kasetlerini doldururdu...
evde cem karaca'lar, barış manço'lar, ilhan irem'ler, neşe karaböcek'ler ve dönemin tüm hit parçaları dönüp dururdu...
dinlediğim şarkıların çoğunun sözlerini unutmamacasına ezberliyorum, hayalimden klipler çekiyorum...
abimin çok düzenli tuttuğu ve ellememi yasak ettiği kasetleri var...
ama o yokken elliyorum , kurcalıyorum sonra aynı şekilde bırakıyorum...
müzik tutkumun temellerini atıyor abim...
dönemin gençleri gibi saçlarını uzatıyor, ama kıvırcık saçları uzadikça kabarıyor, kabarıyor...
sonra bodrum katı düğün salonu olan, döner mermer merdivenler ile çıkılan göktürk sinemasında makinistlik yapıyor...
ışıkların tam zamanında sönmesini, film makinesinin içindeki kömür çubukların yanmasını ayarlıyor, birinci makara biter bitmez seyirciler ıslıklamadan hemen ikincisini takıyor...
odasının duvarları film afişleri doluyor...
ben de makine odasına girebilen ayrıcalıklılardan oluyorum, filmleri gösterime girmeden ve para vermeden seyretme şansım oluyor...
hababam sınıfının tüm serisini seyrediyorum ama şeytan filminin yerli versiyonu ödümü kopartıyor, kabusum oluyor...
küçücük bir akordionu var abimin...onunla herşeyi çalabiliyor, ben ilkokulda tahta kaşıklarla silifke oyunları oynarken bize akordionu ile müzik yapıyor...
o zamanlar abimle çeşit çeşit tavşan besliyoruz, daha çok o besliyor ben seviyorum...
balkonda tavşan kafesimiz var ,onlara komik isimler veriyoruz, akşamları halıya örtü serip ortaya salıyoruz...
evdeki herşeyi, perdeleri, terlikleri, halıları, pazar arabasını, kabloları kemiren tavşanlar en son babamın çiçeklerini de yiyince ölüm cezasından kurtulamıyorlar...
ben ergenliğe girerken o da üniversiteye giriyor...
evde bana ait bir odam olmadığı için hep onu kıskanıyorum...
abimle çok kavga ediyoruz, bana çok emrediyor, ona itaat etmemi, dediklerini yapmamı istiyor ben başkaldırıyorum, inat ediyorum, kavga- gürültü, çok sinir oluyorum ona...
üniversiteyi bitirdikten sonra liseden beri birlikte olduğu kız arkadaşı ile ( sevgili yengem) evlenmeye karar veriyor, nasıl seviniyorum evden gidecek, kavgalar bitecek, odası bana kalacak diye...
evden gidiyor, evdeki ses, müzik, hareket gidiyor... evde oluşan boşluğa inanamıyorum...
aaaa düpedüz abimi özlüyorum...
sonrasında başka şehirde oturan abimle yılda ancak bir-iki kez görüşebiliyoruz, onun hayatında binbir macera, benim hayatımda binbir hikaye...
ama hiçbir zaman sevgisini, neşeli sesini , kocaman desteğini benden esirgemiyor...
iyiki doğdun abicim, nice sağlıklı, mutlu, neşeli yılların olsun...
seni seviyorum...
31 Aralık 2012
kendime öğütler...
işte yeni yıl için söylemesi kolay öğütler :
geçmişteki hatalarına çok fazla takılı kalma...
yeni yılda da yeni hatalar , beceriksizlikler, dengesizlikler, tutarsızlıkların olacak kabul et...
daha çabuk telafi etmeyi, kendine daha az kızmayı ,en azından daha çabuk affetmeyi dene...
gene bi tarafın "öfff gitmek istemiyorum, yapmak istemiyorum, evden çıkmak istemiyorum" diye inat etmeye, ayak sürümeye devam edecek...
sen de kendini arkadan itmeye " hadi kaaaalk... yürüüü... çııık dışarııı" demeye devam et...
annene daha daha daha sabırlı ol... onun sana olduğunun en az yarısı kadar...
resim yaparken, karar verirken, yeni şeyler denerken daha cesaretli ol...
depresyonu kısa tut... girdin mi çıkmasını bil...
daha yaratıcı ol... resimde, işinde, hayatında ...
yeni yerler, yeni tadlar, yeni insanlar dene...
yarım bıraktığın, ertelediğin işleri bitir...
"ayıp olmasın" ı daha az kullan... önce kendine ayıp etme...
daha cesur ol, daha cesur ol, daha cesur ol...
"bize öğüt yok mu" diyenler için ise :
“Bu senin hayatın. Ne seviyorsan onu yap ve bunu sıklıkla yap.
Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir.
Eğer işini sevmiyorsan, bırak.
Eğer yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi kes.
Eğer hayatının aşkını arıyorsan, dur; sevdiğin işleri yapmaya başladığında seni bekliyor olacak.
Fazla analiz yapmayı kes, hayat basittir.
Her lokman için şükret. Bütün duygular güzeldir.
Aklını, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve insalara aç.
Biz farklılıklarımızla birleşiriz.
Yanında gördüğün insana tutkusunu sor ve sana ilham veren hayalini onunla paylaş.
Sık sık seyahat et, kaybolmak kendini bulmana yardım eder.
Bazı fırsatlar bir kez gelir, onları yakala.
Hayat tanıştığın insanlarla ve yarattığın yeni şeylerden ibarettir;
bu yüzden çık ve yaratmaya başla. Hayat kısa.
Hayalini yaşa ve tutkunu paylaş.“
Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir.
Eğer işini sevmiyorsan, bırak.
Eğer yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi kes.
Eğer hayatının aşkını arıyorsan, dur; sevdiğin işleri yapmaya başladığında seni bekliyor olacak.
Fazla analiz yapmayı kes, hayat basittir.
Her lokman için şükret. Bütün duygular güzeldir.
Aklını, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve insalara aç.
Biz farklılıklarımızla birleşiriz.
Yanında gördüğün insana tutkusunu sor ve sana ilham veren hayalini onunla paylaş.
Sık sık seyahat et, kaybolmak kendini bulmana yardım eder.
Bazı fırsatlar bir kez gelir, onları yakala.
Hayat tanıştığın insanlarla ve yarattığın yeni şeylerden ibarettir;
bu yüzden çık ve yaratmaya başla. Hayat kısa.
Hayalini yaşa ve tutkunu paylaş.“
12 Aralık 2012
ben öldükten sonra...
N.A (reprodüksiyon)
" ölüm üzerine çok
düşünüyorum…" diyor,
" ölümün nesini, ölüm anını mı, senden sonra burada ne olacağını mı öldükten sonrasını mı ?"
" hepsini ama en çok ben gidince burada ne olacağını… ben yokken hayatın nasıl olacağını merak ediyorum…"
kim etmez ki?…
benden sonrası nasıl olacak?
bu sorunun altında bi çok soru var aslında :
beni özleyecekler mi?... arayacaklar mı?... ardımdan üzülecekler
mi?... hatırlayacaklar mı?... eksikliğimi hissedecekler mi?... izim kalacak mı?
yoksa hiçbir şey olmamış gibi normal hayatlarına devam
mı edecekler?
ben hiç olmamışım gibi…
ben hiç olmamışım gibi…
bi zamanlarda bi … vardı diyecekler mi ardımdan?…
bu durumun ufak çaplı bir denemesini psikodramada
yapmıştık:
çember şeklinde oturan grubun içinden bir kişi
sandalyesi ile çemberin dışına çıkıyor ve sandalyesini gruba ters çevirerek
oturuyordu.
grup onu yok sayarak o ayrılınca grupta neyin eksildiği üzerine konuşuyordu. grubun dışında oturan kişi ise bu konuşmaları dinliyor ve gruptaki etkisinin ne olduğunu öğreniyordu.
grup onu yok sayarak o ayrılınca grupta neyin eksildiği üzerine konuşuyordu. grubun dışında oturan kişi ise bu konuşmaları dinliyor ve gruptaki etkisinin ne olduğunu öğreniyordu.
hepimiz için çok etkileyici bir deneyim olmuştu, hiç tahmin etmediğimiz sözler duymuştuk...
bunu yaşarken duyabilse/görebilse kaç kişi intihardan vazgeçmişti kimbilir...
diğer insanlar için ne anlam ifade ettiğimizi, onların hayatında ne kadar yer kapladığımızı görebilmek ve onlara
"bana iyi geliyorsun, benim için önemlisin, sensiz hayatım çok eksik, boş, anlamsız olurdu" diyebilmek...
ne kadar kolay ve ne kadar zor...
diğer insanlar için ne anlam ifade ettiğimizi, onların hayatında ne kadar yer kapladığımızı görebilmek ve onlara
"bana iyi geliyorsun, benim için önemlisin, sensiz hayatım çok eksik, boş, anlamsız olurdu" diyebilmek...
ne kadar kolay ve ne kadar zor...
6 Aralık 2012
kimse kimseyi bilemez
en çok
kendime kızarım...
“neden öyle söyledim, neden şöyle söylemedim, niye öyle yaptım, çok gereksiz konuştum, düşüncesiz davrandım…”
en çok kendime canım sıkılır… istediğim gibi biri olamama, zaaflarıma yenik düşmeme, beğenmediğim davranışlarıma… kızarım da kızarım…
sonra azarı yiyen tarafım suratını asar, canı sıkılır, uykuları kaçar… kendimi affedene kadar biraz içe döner, yalnız kalırım…
böyle zamanlarda kitap okumak iyi gelir…
“neden öyle söyledim, neden şöyle söylemedim, niye öyle yaptım, çok gereksiz konuştum, düşüncesiz davrandım…”
en çok kendime canım sıkılır… istediğim gibi biri olamama, zaaflarıma yenik düşmeme, beğenmediğim davranışlarıma… kızarım da kızarım…
sonra azarı yiyen tarafım suratını asar, canı sıkılır, uykuları kaçar… kendimi affedene kadar biraz içe döner, yalnız kalırım…
böyle zamanlarda kitap okumak iyi gelir…
Kimse kimseyi bilemez
Kimse kimsenin, kendi kendiyle
Didişip dururken
Neler çektiğini bilemez;
Kimse kimsenin, kendi kendini
Kabında tutmaya çalışırken
Neler çektiğini bilmez;
Kimse kimsenin,kendi kendini
Okşayıp avuturken de
Neler, neler tattığını bilmez;
Aslında, kimse kimseyi bilmez
Kimse kimseyi bilmez,
Bilse de, bir şeye yoramaz.
Cahit Koytak
bu aralar Cahit Koytağın “Yeni Başlayanlar İçin Metafizik” kitabını okuyorum... insana ve hayata dair o kadar anlamlı, o kadar güzel şiirleri var ki…
sevdiğim şiirleri blogda paylaşırım düşüncesiyle sayfaların arasına kağıt koyuyordum ki bir baktım nerdeyse her sayfada kağıt var…
arada bir paylaşırım belki ama hepsini paylaşamayacağım için iyisi mi siz kitabı alın derim... dönüp dönüp okuyacağınızı garanti ederim...
Cahit Koytak
bu aralar Cahit Koytağın “Yeni Başlayanlar İçin Metafizik” kitabını okuyorum... insana ve hayata dair o kadar anlamlı, o kadar güzel şiirleri var ki…
sevdiğim şiirleri blogda paylaşırım düşüncesiyle sayfaların arasına kağıt koyuyordum ki bir baktım nerdeyse her sayfada kağıt var…
arada bir paylaşırım belki ama hepsini paylaşamayacağım için iyisi mi siz kitabı alın derim... dönüp dönüp okuyacağınızı garanti ederim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)