28 Mayıs 2018

emekli ben...


(broen soundtrack)


sevgili ayşe

bu yazıyı sana ithafen yazıyorum... 

çünkü yazmamı en çok isteyen en çok bekleyenlerin başında sen geliyorsun... 

yazmadığım da sana ayıp ediyormuşum gibi hissediyorum, çünkü seni önemsiyorum... 
benim olamadığım kadar derin, sıcak, şefkatli ve insancıl bir insan olduğunu düşünüyorum... 
ve sırf bu yüzden mutlu olmanı istiyorum... 

yazmadığım süre boyunca neler yaptığımı anlatayım sana... 

2017 emeklilik için yaşımın dolduğu yıldı... 

ben de bu yıl boyunca enine boyuna emekliliği düşündüm... 
olabilir miyim, olamaz mıyım, olursam ne yaparım, çok mu sıkılırım, pişman mı olurum, yalnız mı kalırım gibi sorulara yanıtlar aradım... 

25 yıllık bir yaşam tarzını alışkanlığı bırakmak kolay olmuyor ama sonunda iş ortamında daha çok sıkıldığımı, hiçbir şey yapmadan evde otursam bile daha az sıkılacağımı fark ettim... bunu fark etmek karar vermemi sağladı ve şubat ayında emekli oldum... 

nasıl hissettim biliyor musun, bileğimden prangamı çıkarmışlar gibi, sırtımdaki ağır yükü almışlar gibi ya da bitkisel hayattan uyanmışım gibi... 
meğerse resmi iş hayatı enerjimin çoğunu anlamsız şeylere harcamama yol açıyormuş. 

artık enerjimi kendime, evime, hobilerime ve sevdiğim insanlara harcıyorum... kitaplar okuyorum  ( homo sapiens, homo deus, damızlık kızın öyküsü, seninle başlamadı, karanlıktan sonra) diziler seyrediyorum (black mirror, broen, mr. robot, this is us, blacklist, la casa de papel) seramikler yapıyorum, gezilere ve doğada yürüyüşlerine gidiyorum, arkadaşlarımla vakit geçiriyorum ve kaktüslerimle ilgileniyorum... 

en çok da evi elden geçiriyorum. uzun zamandır ellemediğim, elleyemediğim köşeleri, kuytuları karıştırıyorum. bana ağırlık yapan eşyaları ayıklıyorum...
eşyalarla duygusal bağ kurduğum ve çok anı olduğu için pek kolay olmuyor... 
az eşyalı basit bir hayata geçme hayalleri kuruyorum, yazlık ev hafifliğinde bir ev istiyorum. ama bunun için daha çok yolum var... 

işte sevgili ayşe görüşmeyeli bunlarla uğraşıyorum... 

bu arada senin artçı'nın ölümüne çok üzüldüm... 
emek verip baktığım, büyümesini izlediğim, bağlandığım çiçeklerimin ölmesi beni de çok üzüyor...

ama ne şanslı bir çiçekmiş ki arkasından böyle güzel bir yazı yazan birinin evinde yirmi yıl geçirmiş... 

hiçbir zaman iyi bir yazar olduğumu düşünmedim. ama arada sırada günlük hayatımdan bir şeyler yazmaya çalışacağım, en çok da senin okuyacağını hayal ederek... 

sevgiler...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ses verenler