17 Ocak 2014

daha iyi bir ülke için edebiyat...






"New York Times’in verdiği habere göre, “New School for Social Research” adlı kurum tarafından gerçekleştirilen “Edebi Eserleri Okumak Zihin Teorisini Güçlendirir” başlıklı araştırmada, değişik arka planlardan gelen katılımcılara okumaları için çeşitli metinlerden bölümler verilmiş. Bunun hemen ardından da, bilgisayarda bir empati testi yapmalarını istenmiş. Bazıları Woolf, Lawrence, Faulkner gibi yazarların romanlarından alınmış metinler okumuş. Bazıları ise çok satan kitaplardan bölümler okumuş. Başka bir gruba bir dergiden yazılar verilmiş. Kimilerine de hiçbir şey verilmemiş.

Araştırmanın sonucuna göre, edebi metin okuyanlar empati testinde diğerlerinden çok daha yüksek skorlar tutturmuşlar. Araştırmayı yürütenler, şu ana kadar ele geçirdikleri verilere dayanarak “edebi metinleri okumanın Zihin Teorisi’ne büyük katkısı olduğunu” söyleyebileceklerini ifade etmişler. Onlara göre, edebi metinler okumak bizi roman karakterlerinin zihinsel süreçlerine ortak ettiği için, karmaşık psikolojik durumları anlamamıza yarayacak (çıkarımda bulunmak ve yorum yapmak gibi) becerileri güçlendirecek bir rol oynuyor olabilirmiş. Çok satan romanlar gibi popüler metinler ise, genellikle tekdüze ve öngörülebilir karakterler sundukları için bu tarz zihinsel faaliyetleri uyaran bir özellik taşımıyormuş.

Edebiyat, politikacıların vehmettiği gibi, yozlaşma, kötü yola sapma, ya da zaman kaybı anlamına gelmez. Aksine, bizi daha anlayışlı, daha duyarlı ve zeki kişiler haline getirir. Karmaşık ama yine de inanılır karakterler sunduğu ölçüde, düşünmeye ve empati duymaya teşvik ederek, “biz” olmayan birini anlamamızı mümkün kılar. Bir romanı okurken, bir başkasının zaaflarına, hatalarına ve bazen de düşüşüne şahit oluruz. Ama yine de onu bağrımıza basabiliriz. Bize hiç benzemeyen birini anlayabilir ve hatta sevebiliriz."

Meltem Gürlenin Birgünde yayınlanan bu  yazısını okuduğumda tanıdığım edebiyatsever insanları düşünmüş ve ona hak vermiştim.

Hayatıma ekstra sıkıntı sokmamak amacıyla haber dinlemesem, gazete okumasam da ülkenin siyasi hallerinden uzak kalabilmek mümkün olmuyor.

Devletin  her kurumuna karşı güvenin sarsıldığı, yolsuzlukların, pis ilişkilerin, komplo teorilerinin havada uçuştuğu ve insanı iyice umutsuzluğa sürükleyen bu ortamda yazarı belli olmayan bir yazı çıktı karşıma  :

 "Aslında Cemal Süreya okumayan adama oy vermeyeceksin. Turgut Uyar'ı bilmeyen doktora muayene olmayacaksın. Federico Garcia Lorca'nın bir dizesiyle seni karşılamayan berberin koltuğuna oturmayacak, Seferis'in bir şiirini okumamış bir manavdan roka da almayacaksın. Aziz Nesin'in bir iki kitabını okumamış hakimin adaletine güvenmeyecek, Can Yücel'in en az üç kitabını okumamış polise kimliğini göstermeyeceksin!"

Belki de devleti yapılandırırken, bizi yönetecek insanları seçerken,  başlangıç noktamız, mihenk taşımız edebiyat olmalı... 

Belki böylece önyargısız, diğerine nefretle yaklaşmayan, kendine  benzemeyelerin de halinden anlayan, yaşam tarzlarına saygı duyan idarecilerimiz/bürokratlarımız olur da gelecekten umutlu olmaya devam edebiliriz...



2 yorum:

  1. Meltem gürleyi severek okuyordum ama son yazısı sanki veda gibi olmuş
    http://meltemgurle.blogspot.com/
    öyle bir yere getirildik ki, edebiyatçıların, bile yazası gelmiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bloğu olduğunu bilmiyodum,gezinip kazı çalışmaları yapılabilecek bir yer daha çıktı :)

      Sil

ses verenler